blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2020 Pazar

Film Yorumu 5: HER


En iyi özgün senaryo dalında Oscar
 ve daha başka ödüller kazanan Her filminde en çok kıyafetleri beğendim sanırım. Filmin konusuna gelecek olursak kahramanımız boşanmanın eşiğinde ve kendini çok yalnız hissediyor. Film gelecekte geçmesine rağmen hala mektup yazılıyor. İş olarak başkalarının adına mektuplar yazıyor ama kendisi yalnız. Sonra reklamlarda sanal zeka
 olan bir tür asistan gibi bir şeyden bahsedildiğini görüyor. Gidip satın alıyor ve zamanla arkadaş oluyorlar hatta daha sonra sevgili bile oluyorlar. Bir çok insan bu şekilde aşk yaşıyor . Bu süreçte sanal zeka olan aşkının sayesinde yalnızlık hissinden kurtulan kahramanımız eşinden resmi olarak da ayrılıyor. İlk başlarda sanal aşkı ona hayrandır çünkü dünyayı onunla keşfetmektedir ama zamanla insan olan aşkını yetersiz bulmaya ve internet aracılığıyla başkalarıyla da konuşmaya başlıyor. Daha sonra sanal zekalar birbirleriyle iletişime geçip, birbirleriyle arkadaş oluyorlar çünkü insanlar onlar için yetersiz kalıyor. Gün geliyor ve sanal zeka olan arkadaşlar çekip gitme ve kendi dünyalarında yaşama kararı alıyorlar. Sonuç olarak yalnız dostumuz yine yalnız kalıyor. En azından insanlığın sonunu getirmek gibi bir karar almadıkları için şükretmesi gerekir. 




6 Kasım 2020 Cuma

Film Yorumu 2: Arrival



Arrival, sürekli televizyonda denk geldiğim ama hiç oturup bitirmediğim bir filmdi. Hep parça pörçük sahneler izlemiştim. Barış Özcan'ın videosunda görünce izleme kararı aldım. Barış Özcan'dan sonra film bana daha bir anlamlı geldi.

2016 yapımı olan Arrival'ın yönetmenliğini Denis Villeneuve yapmış. Başrolde ise Dr. Louise Banks rolünde Amy Adams'ı, Ian Donnelly rolünde ise Avengers'da güzel ok atan abimiz Jeremy Renner'ı görüyoruz. 

Dr. Banks bir dil bilimci ve uzaylıların dilini çözsün alıp uzaylıların uzay gemisine sokuyorlar kadını. Bir de sürekli karışıyorlar kadına. Çok biliyorsan buyur sen okuma yazma öğret uzaylılara. Kadın dünyadaki eski ya da yeni neredeyse bütün dilleri biliyor. Osmanlıca bile biliyormuş. Uzaylılar aradaki cama yuvarlak mürekkep lekeleri gibi şekiller yapıyorlar dokunaçlarıyla. Ahtapot gibiler ama o küçük bir parçalarıymış. Filmin ilerleyen sahnelerinde tamamını görebiliyoruz. Resmen okuma yazma öğrettiler birbirlerine. 


Aslında uzaylılar kötü niyetli değil. Dünyaya yardım etmek istiyorlar ama insanoğlu ne anlar yardımdan. Nükleerle vuralım diyorlar. Uzaylı görünce taş atan insanlar gibiler. Bazı ülkeler vurmayalım diyenlerle küsüp bağlantıyı koparıyor. Dünyanın her yerine uzay gemileri inmiş. Devletler birbirine trip atıyor. Çin ergen gibi davranıyor. Ben böyle bir olayda en çok Çin, Japonya gibi ülkelerden mantıklı hareket beklerim valla. Amerikan sineması yine gömüyor işte sevmediklerini. Garibim uzaylılar da insanların anlamadığı bir dilde insanlara yardım etmeye geldiklerini anlatmaya çalışıyor. 

Filmi izlemeden önce Barış Özcan'ın Arrival ile ilgili videosunu da izlemenizi öneririm. Daha anlamlı geleceğine eminim. 
Arrival'in vermek istediği mesajı sevdim. Sizlere de öneririm.
Şimdiden iyi seyirler.




2 Kasım 2020 Pazartesi

Film Yorumu 1: The Shining- Cinnet




Herkese Merhaba
Bugün ilk film yorumu paylaşımımı yapacağım ama profesyonel gözle izleyemediğim için kişisel değerlendirmelerimi barındıracak. 

Gelelim filmimize

The Shining yani Cinnet filmi Stephen King'in kitabından uyarlanmış. 1980'de yayınlanan filmin yönetmeni Stanley Kuprick; Baş rolde ise bir yazarı canlandıran Jack Nicholsen var. Karısını Shelley Duvall, küçük çocuğunu ise Danny Lloyd oynamış. 
Söz konusu Stephen King olunca tabi ki kategorimiz korku ve gizem.

Yazar Jack Torrence, kitabını yazabilmek için dağın başındaki bir otele kış bekçisi oluyor. Asıl mesleği ise öğretmenlik ama burada kışın kimse olmadığı için

HOŞGELDİN KASIM, HOŞGELDİM BEN

   


 Serinleyen havasıyla, turuncunun bin bir tonuyla bize merhaba diyen Kasım ayına biz de bir merhaba demezsek ayıp olur. Böylece ben de bloğa geri dönmüş oldum. 

    Her mevsimi severim. Hepsinin verdiği his bambaşka ama benim için sonbahar bambaşkadır. Eylül ve Ekim aylarında açıkcası sonbaharı pek hissedemedim. Kasımda ise gerek havalardan gerek giysilerden gerekse doğanın muhteşem renk değişiminden dolayı daha çok hissedeceğimizi düşünüyorum.

    Kazak giymeyi dört gözle beklediğim için kazaklarımı tabi ki çoktan çıkardım ve dolabımda daha elimin altındaki raflara